Uçan Hollandalı

Efsanevi hikayelerde anlatılan şu uçsuz bucaksız okyanusta bir görünüp bir kaybolan gemileri herkes bilir. Ancak en ünlü ve en korku salanı kuşkusuz Uçan Hollandalı’nın hikayesi… Denizde sürüklenen, bir görülen bir kaybolan gemiler görüldüğüne dair efsanelerin başlamasının asıl nedeni veba salgını sonrasında hastalanan mürettebatın ölümü ve gemilerin başı boş şekilde oradan oraya sürüklenmeye başlamasıdır ve asıl lanet olarak tanımlanan şey ise salgın hastalığın kendisidir.

De Vliegende Hollander , Flying Dutchman ya da Uçan Hollandalı, hiçbir limana girmeden okyanuslarda sonsuza dek yol almaya mahkum edilen lanetli gemi hikayesi 18 ve 19 yüzyıllar arasında anlatılan ve en popüler olan hikayedir.
Kaptan Van der Decken’ın gemisi, güneydoğu Asya sömürgelerine ulaşabilmek için Amsterdam’dan demir alır ve Afrika boyunca ilerleyerek Ümit Burnu’na doğru yönelir. -­ Ümit Burnu, nam-ı diğer Fırtına burnu, zira üzerinden fırtınalar eksik olmazdı.- Gemi tam Ümit Burnu’nu döneceği sırada rüzgar şiddetini arttırarak tam ters yönden esmeye başlar. . Mürettebat limana geri dönme fikrini öne atsa da kaptan Decken bunu reddedip fırtınaya küfürler savurarak yola devam eder. Öyle büyük bir fırtınadır ki kopan, adeta yerle gök birleşmiştir.Kaptanın amacı bir an önce burnu dönüp orada güvenli bir koya sığınmaktır. Mürettebat geri dönmek konusunda ısrar edince Decken, kıyamete dek denizlerde dolaşmak zorunda kalsa bile Ümit Burnu’nu geçmeden geri dönmeyeceğini açıkça dile getirmiştir. İşte bu sözlerden sonra kaptan ve gemisi lanetlenir ve asla hedefine ulaşamaz.

 

 

 

 



Efsaneye göre şeytan, kaptanımızın yeminini ciddiye almış ve Uçan Hollandalı’yı iki dünya arasında -yaşam ile ölüm- yapılacak sonsuz seferlere mahkum etmiş ancak mürettebatın cesurluğuna da kayıtsız kalamamış ve bu yüzden onunla bir anlaşma yapmaya karar vermiş.

” Bir kadınla aşk yaşayacaksın ve bu kadın yedi yıl boyunca yalnızca sana sadık olursa seni ve mürettebatını özgür bırakacağım.”

Bu hikayede bahsi geçen kadınsa Homeros’un Odysseia destanında adı geçen gizemli tanrıça, Kalypso’dur. Efsaneye göre ataerkil Olymposlulardan uzak durmak için, Malta adası olduğu tahmin edilen bir adada konaklar, gemisi batan kaptanları bu adada misafir ederdi.

Denizci Odesseia Saros körfezi yakınlarından filosu ile yola çıkar ancak yolda başına gelen türlü felaketler sonucu tüm gemileri batar ve bedeni Kalypso’nun adasına vurur. Tanrıça Klypso, gemisi batan Odessiea’a aşık olur kendisiyle bu adada kalması şartıyla ölümsüzlük teklif ede ancak Odesseia’nın tek arzusu karısına dönebilmektir. Kalypso Odessiea’yı yedi yıl boyunca adada saklar. Odessiea’dan haber alamayan karısı Zeus’a yalvarır ve Zeus bu isteği kabul ettikten sonra Kalypso’nun adasına Hermes ile haber gönderir. Böylece Odessiea arkasında kalbi kırık bir tanrıça bırakarak karısına kavuşabilir.

Yıllar hatta asırlar sonra kalbi kırık Kalypso bu sefer de bizzat şeytanla anlaşma yapmış bir denizciye aşık olur. Kalypso’nun sadakati Van Der Decken’ı sonsuz bir kölelikten kurtaracak tek anahtar olur. Kaptan, adadan ayrıldıktan tam yedi yıl sonra döndüğünde sevgilisini hala aşkına sadık şekilde onu beklerken bulabilirse tüm kabusları sona erecektir.

Maalesef Kalypso’nun doğasında sadakat yoktu. Denizlerin efendisi olmadığı gibi bu tanrıçanın da bir sahibi yoktu. Belki de Kaptan Van Der Decken hiç dönmedi belki de döndü ancak sevgilisini bulamadı. Hikayenin her iki sonunda da Uçan Hollandalı koca bir sonsuzluk boyunca gemisiyle oradan oraya savrulmaya mahkum kaldı.



Author: Şevval Yılmaz

İstanbul Üniversitesi / Tarih

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir