Kanlıpara Ticareti: Petshop

Petshop denilince, herkesin aklına yeni ailesini bekleyen minik ve sevimli hayvanlar gelir. Fakat, işin gerçek yüzü bu sevimlilikten oldukça uzak… 

Türkiye’de yaklaşık 120 milyon dolarlık bir kanlıpara ticaretine dönüşen bu sektörün gerçek yüzü oldukça insanlık dışı ve vahşet dolu. Sadece 2.000’inin İstanbul’da bulunduğu bu pazarda yer alan dükkanların %80’i belirlenen hayvan satış kriterlerini bile karşılamıyor. Dükkânlara girdiğinizde, merdiven altlarında sizi bekleyen acımasız pet shop gerçeği ile karşılaşıyorsunuz; annesinden çok küçükken ayrılan yavru kedi-köpekler, Türkiye ikliminde sağlıklı şekilde yaşaması düşünülen Sibirya kurtları, büyüdüğü zaman 2 metre olan Alabai, anne karnından alınıp yapay yollarla büyütülen Çin Aslanı, daha ilgi çekici bir pet shop haline getirmeleri için gelincik, yılan, papağan, maymun ve yüzlercesi… Türkiye’ye kaçak yollardan getirilen yavru köpekler ve kediler, 500- 1500 dolar gibi yüksek fiyatlardan satılmakta; satıldıktan kısa bir süre sonra ise çoğu terkedilip ya da başka bir şekilde üretilip “cins(!)” sokak köpeğine dönüştürülmektedir. Bu masum canlar, özellikle Doğu’daki ekonomik durumu düşük ülkelerden getirilmektedir.



Getirilirken ise hayvanlar, poşetler içinde ya da havasız ortamlarda yurda kaçak olarak sokuluyor; sesleri çıkmaması için gümrükten geçerken özel ilaçlarla bayıltılıyorlar.  Bazıları ise maalesef yolda getirilirken, bazıları ise Petshoplara geldikten kısa bir süre sonra insanlık dışı yolculukta yaşadığı sorunlardan dolayı ölüyor. Sağ kalanlardan bazıları, kısa bir süre sonra satılıyor ve satın alan kişinin hevesi geçtiği an kendini sokakta buluyor. Petshoplarda, yaşam koşullarına hiç uygun olmayan kafesler ardında bekleyen hayvanlara ses yapmamaları için uyuşturucu ilaçlar, az tuvalet yapmaları için günde sadece bir defa yemek ve su veriliyor.  Kedi, köpek, kaz, hindi, balık, kuş, tavuk ve daha birçok hayvanın bir arada satıldığı bu acımasız yerde, hayvanlar birbirlerine hava yolu ile ölümcül hastalıklar bulaştırıyor.  Uzun süre kafeslerin ardında kalan hayvanlar ise psikolojik problemler yaşıyor ve bu problemler sonrası saldırgan olabiliyor, tepki vermek için yemek yemiyor su içmiyor ve sağlıksız düşüyor, saldırganlığın aksine her şeyden ve her insandan korkar hale gelebiliyor.

Satılamayan hayvanlar ise, acımaksızın sokağa atılıyor. Sokağa atılan hayvan ise beslenme, barınma sıkıntıları çekiyor. Bulunduğu sokakta istenmediği için zehirleniyor, ormana atılıyor, şiddet görüyor, tecavüze uğruyor, tüfekle öldürülüyor. Şanslı olanları ise barınaklardaki kafesler ardında tıkılıp kalarak, sıcak ve sevgi dolu bir yuva bekliyor.



 

Petshoplarda, günümüze kadar satılan hayvanların %60’ından fazlasının sokaklarda ve barınaklarda olduğunu biliyor muydunuz?

Barınaklara terk edilen hayvanlar ise, ülkemizde zaten ağzına kadar dolu olan ve çok da iyi bir yaşam sunmayan bakım evlerinde yaşama tutunmaya çalışıyor. Barınaklar, iyi bir çözüm olarak görülüyor ancak “cins” ve “sokak” olarak gruplandırılan binlerce çaresiz hayvanla tıka basa dolu olduğu ve bu yüzden her hayvana iyi bir yaşam sağlanamadığı görmezden geliniyor. Tıka basa masum hayvanla dolu barınaklardan; sosyal medyada paylaşıp kaç beğeni alacağınızı veya sokakta dolaşırken kaç kişinin sizi durdurup seveceğini düşünmeden, insan egosuna etiket yapmaya çalışmadan bir can sahiplenmek varken neden hala bu kanlı ticarete ortak oluyoruz? Madem ortak oluyoruz, cahil bir “hayvan sever”in arkasında bıraktığı içler acısı tabloyu sil baştan yeniden renklendirmeye çalışan gerçek “hayvan hakkı savunucularına” deli muamelesi yapıp, onlara zarar vererek toplumdan dışlamaya çalışıyoruz? Niye özel günlerde,  bu masum canları “kırmızı kurdeleli bir hediye” olarak görüyoruz?

Artık bu kanlı para ticaretine “DUR” demek gerekiyor. Ve bunun; her insanın (gerçek anlamda insan olanın) ömründe bir kez hayvan bakım evlerine veya barınaklarına giderek oradaki içler acısı hallerini gördükten, sokakta yuva bekleyen bir hayvanın çaresiz bakışlarına tanık olduktan, çocuklara hediye olarak satın alınan bir hayvan ile hayvan sevgisi aşılamayı değil de barınaklardaki ve sokaklardaki bir hayvanı sevmekle aşılamayı öğrenebildikten sonra değişeceğine inanıyorum. Bu değişime ek olarak devlet de hayvan hakları konusunda ciddi adımlar atmaz ise maalesef bu acımasız ve kanlı para ticaret devam edecektir.  Burada bize, insan olarak bize, düşen en büyük görevler; hayvanları ticaret unsuru olarak görmemek, çevremizde pet shoplardan satın alan kişileri işin gerçek yüzünü anlatarak uyarmak, patili bir dost edinmek istiyorsak en yakın barınaktan sahiplenmek veya sokaktan bir can kurtarmak, sosyal medyada “Satın Alma, Sahiplen” etiketleri ve paylaşımları ile sosyal bir bilinç uyandırmak… Dilerim ki, içlerinden en az birini yaparak vicdanı kurumaya yüz tutmuş insanlığımızı yeniden canlandırabiliriz.

Unutmayalım;

İnsan ruhunun bir parçası hayvan sevgisini tadana kadar uyanmaz. /Anatole France

 



Author: Ezgi Nur Kaplan / Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir