Mısır’ın Ölüler Kitabı

Eski uygarlıklarla içinde yaşadığımız zaman arasında hiçbir ilişki kalmamış gibi görünen medeniyetlerin sosyal hayatları ve düşünüş şekillerinden bize kalan izleri anlamak kolay değildir. Bu geçmiş uygarlıkların verilerine bakarken birçok önyargımız olabilir. İnsanın bizzat kendine ait fikir ve duygusal alışkanlıkları onu büyük bir açmaz karşısında olduğunu düşündürüyor. Bir karamsarlık, bir hüzün dünya mutlulukları karşısında zengin evine yanlışlıkla davet edilmiş fukara gibi, bir acemilik ve telaş. Herkes yaşlılığı, hastalıkları nihayet kaçınılmaz sonu, ölümü düşünüyor ya da ondan her şekilde kaçma savaşında…

Eski Mısırlılar ölüm sırlarından hiç endişe etmeden söz ediyorlardı. Douat’ın kapılarında onları bekleyen canavar yüzlü tanrılar daha korkutucu geliyordu. Mısırlılar, ayaklarının altında gerçekten acayip bir evren tasarladılar. Bu evren, görünüşleri, mevcudiyet veya güçlerinden daha endişe verici tanrılarla ve kötülüğün ebedi şekilleriyle simgeleyen kötü ruhlarla doluydu.

Ölünün bilinmeyen yolcuğulunda ruhun yardımcı olmak için, mezarın son kapısı da mühürlenmeden, ölüm ayinini yöneten  rahip mumyanın yanına  Ölüler Kitabı, Güneş İlahileri Kitabi, Gizli Evin Kitabı, Kapılar Kitabı, Nefes Alma Kitabı veya Douat’da Olanın Kitabı’da denen papirüsü bırakır. Bu papirüste Ra’nın alt dünyadaki sayısız düşmanlarına galip gelişinde okunan dualar ve büyülü sözler bulunuyordu. Ölüler Kitabı sayesinde ölüler, kötü ruhların hilelerini bozacak sihirli formülleri ellerinde bulunduruyorlardı.

 

 

Cennete veya cehenneme gönderilmeden evvel ölünün kalbi, yani vicdanı tanrıların terazisine konulup tartılıyor ve hükümlendiriliyordu.  Timsah ağızlı, su aygırı karınlı ruh yiyicisi bir terazinin yakınında ağzı sulanarak bekliyordu.  Ölü, teraziyi dikkatle izleyen Thot ve çakal kafalı Anubis’in önünde;

İnsanlara karşı günah işlemediğini, tanrıların hoşuna gitmeyecek hiçbir şey yapmadığını, hiyerarşiye saygılı olduğunu, ne öldürdüğünü ne de öldürmek için emir verdiğini, kimsenin ıstırabına sebep olmadığını, mabetlere bırakılması gereken yiyecek ve içeceklerden çalmadığını, kutsal cinsel ilişkide bulunmadığını, komşusunun toprağını çalmak için yanlış ölçü kullanmadığını, tanrıların kuşlarını veya kutsal göllerin balıklarını çalmadığını”

beyan kendini temize çıkarmalıydı.

Ölünün itiraflarını dinledikten sonra Thot ve Anubis teraziye bakarlar. Eğer terazinin iki kefesi de dengede olursa – kefelerden birinde ölünün açık iradesinin ve vicdanının yeri olan kalbi öbüründe gerçeğin tüyü vardı- Thot ölüler tanrısı Osiris’e döner ve şöyle der: ” Ölü, terazide tartıldı kalbi doğrudur. ” O zaman ölü, tartılmış, tam ve eksiksiz olarak, ebediyet sürdükçe istediği her yere gidebilir, yaşayanların toprağına, aşağı dünyanın on iki bölgesine ve Samanyolu’nun ta derinliklerine…

 

 

Author: Şevval Yılmaz

İstanbul Üniversitesi / Tarih

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir